SAKATLAR SAĞLAM DÜŞÜNMELİ


Açıklama: Bir de, insanın değeri dış görünüşüne göre değildir. Kafa yapısına, iman duygusuna göredir.
Kategori: Ailede İslamı Yaşama Sanatı
Eklenme Tarihi: 25 Şubat 2014
Geçerli Tarih: 23 Eylül 2017, 12:20
Site: SÜMEYYE DİYARI
URL: http://www.sumeyyediyari.com/haber_detay.asp?haberID=584


  Sırtındaki kamburu ile ayağındaki topallığı kendisine küçüklük duygusu veriyordu. Nereye giderse herkes kendine bakıyor, hep kendini seyrediyor zannediyordu. Bu yüzden içinde burukluk, gönlünde eziklik vardı. Bu düşünceler zaman zaman kendisine isyan duyguları da getiriyordu. Şuur altındaki duygularını bazan mırıldandığı da oluyordu:

  "Allah bu kamburu ve topallığı vermekle beni mağdur etti, zulme maruz bıraktı!"

  Bir gün kendisine bir telkin geldi:

  "Muhitindeki Hoca efendinin yanına git ve bu soruyu ona sor." Nihayet birgün Hoca efendinin yanına gider ve bulduğu bir fırsatta sualini sordu:"

  "Hocam, sırtımdaki kamburum, ayağımdaki topallığım bana küçüklük duygusu veriyor, sanki Allah bana zulmetmiş gibi hislere giriyorum. Nedir bana reva görülen bu kötü muamele?"

  Hocaefendi böyle durumlarla çok karşılaşmıştı. Hiç garipsemedi bu sözleri.

  "İlk bakışta, sen haklı gibi görünürsün" dedi.

  "Şeytan ve nefis sana, "Haklısın, sana zulmedildi" şeklinde telkinde bulunurlar. Ancak durumu biraz akıllıca düşününce anlarsın ki, sana asla zulmedilmemiş, hakkın yenmemiş, kötü muamele yapılmamıştır. Sen Allah'ın sayılamayacak kadar çok nimetini almışsın. Borçlusun. Bu nimetleri düşünüp, verene ibadetle, şükürle mükellefsin, şikâyetle değil.

  Tam itiraz edecekti ki, Hocaefendi şöyle devam etti konuşmasına:

  "Bak, senin ayağın var da topal, Yılanın ise ayağı hiç yok. Anladın mı? Devenin kamburu ise bir değil birçok. Halbuki ruhlar âleminde senin ruhunla yılanın ve devenin ruhu eşittiler. Allah isteseydi senin ruhunu ayaksız bir yılanın içine koyar, yahut da kamburu çok bir devenin iskeletine yerleştirirdi. Mülk onundur, tasarruf ona aittir. İtiraz edebilir miydin? Etsen de hakkın olabilir miydi? Artık yılan gibi otların arasında sürünür, deve gibi çöllerde dikenli bitkiler yiyebilirdin. Ama böyle yapmamış, ruhuna insan cesedi giydirmiş, göz, kulak, kalb, mide ve bütün organlarını da tam ihsan eylemiş. Bu durumda verdiklerinin şükrü için olman gerekirken, vermediğinin şikâyetine sapman ne makul olur, ne de mantıklı. Halbuki hastanelere, bakımhanelere gitsen, orada nicelerini görecek, haline şükredeceksin. Bak, iki ayağı da kesikler var, iki gözü de görmeyenler mevcut. Kanserliler, kalbi hasta olanlar, böbrekleri işlemeyenler, yatağa mahkum, felçliler söz konusu. 'Bütün bunlar bende olsun da, ayağım topal olmasın' demek istemiyorsun herhalde.

  "Kaldı ki, bunlar da bu hallerine sabrederlerse, âhirette onları öylesine yüce mükâfatlar bekliyor ki, orasını görünce bu hallerine bir defa razı olacak, 'iyi ki sabretmişiz' diye sevineceklerdir."

  Bir de, insanın değeri dış görünüşüne göre değildir. Kafa yapısına, iman duygusuna göredir. Dışı güzel, içi çirkin niceleri vardır ki kendilerine bu dış güzellik şımarıklık vermiş, cehennem odunu olmalarına sebep olmuştur. Âhirette bin pişman olacaklar bu şımarık hallerine.

  Ufku genişlemiş, muhakemesi gelişmişti. Gerisini kendisi izah etmeye başladı:

  "Hocam, gerçekten de öyle," dedi. "Vücudumda felç olmasın, organlarımda kanser bulunmasın, gözüm görsün, kalbim çalışsın da tek ayağım topal, belim kambur olsun."

  Sonra ayağa kalktı, Hocaefendi'nin yanına yaklaşıp elini uzattı:

  "Hocam ver elini öpeyim, yaşamayı yeniden bana sevdirdiniz, hayatıma huzur ve saadet kattınız. Meğer ben ne kadar yanlış düşünüyormuşum da haberim yokmuş. Şimdi hayatı sevmeye başladım.'

  Sevgi ve şefkatle tebessüm etti Hocaefendi: "Haydi yeni hayatında saadetler, bahtiyarlıklar..." "Hepsinden öncede doğru düşünmeler."

Kaynak: İslamı Yaşama Sanatı - Ahmet Şahin , Yeni Asya Yayınları
Hazırlayan: A.Kerim MELLEŞ | www.sumeyyediyari.com