SÜMEYYE DİYARI

ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

NAMAZ VAKTİ

FACEBOOK SAYFAMIZ

HİCRET ASRINDAN GÜNÜMÜZE KOMŞU İLİŞKİLERİ

HİCRET ASRINDAN GÜNÜMÜZE KOMŞU İLİŞKİLERİ

Tarih 11 Ekim 2013, 12:32 Editör A.Kerim Melleş

Demek Müslümanlar, kendilerini yönetenlerle çok yakından ilgilidirler. Ve onların iyi olmalarını, ıslah olmalarını isterler. Çünkü onların iyi olmaları, düzgün olmaları halinde aynı iyilik halka da sirayet etmektedir.

  İçinde yaşadığımız asrın keşmekeşinden, karışıklığından, huzursuzluk veren anlayış ve düşüncelerinden sıyrılıp saadet asrı insanının dünyasına girmek istiyorum. Onun hayat anlayışını, devlet anlayışını, komşu anlayışını görmek, hayatından levhalar seyretmek istiyorum. Bakalım şu içinde yaşadığımız asrın anlayışıyla birinci hicret asrının anlayışı arasında ne fark var?

  O asrın anlayışını gelin bir şahsın hayat anlayışında inceleyelim. O şahıs Ebu Müslim Havlanî. Bu zat, Şam'da 62 yaşında vefat etmiştir. Sahabeleri görmüş, fakat Efendimizi görememiştir, yani tabiindendir. Ebu Müslim Havlanî Şam'dan yoldan çıkmış, Peygamberimizi (a.s.m.) ziyaret için Medine'ye doğru giderken yolun yarısına varınca Peygamberimizin (a.s.m.) vefat etmiş ve defnedilmiş olduğunu duyar ve geri döner. Böylece Peygamberimizi (a.s.m.) görme saadetine erişemez. Şimdi bu zatın Sahabeden öğrendiği İslâmiyeti biz de onun şahsında inceleyelim.

  Herkes Ebu Müslim'e geliyor, "Efendi Hazretleri, bize dua edin" diye istekte bulunuyor. O da diyor ki: "Ben dua edeceksem evvela devleti yönetenlere dua ederim. Ondan sonra çevremdeki komşulara."

  "Niye önce devleti yönetenlere dua ediyorsun?" Şöyle cevap verir:

  "Sokaktaki sıradan bir vatandaşın iyi veya kötü olması şahsını ilgilendirir, ama devleti yönetenler iyi olursa idare ettikleri halka da iyilik sirayet eder. Kötü olurlarsa bu sefer o kötülük halka da sirayet eder. Halk kötü bir anlayışa gider. Ben sadece bir devlet büyüğünün iyi olmasına dua etmekle bütün milletin iyi olmasına dua etmiş oluyorum."

  Demek Müslümanlar, kendilerini yönetenlerle çok yakından ilgilidirler. Ve onların iyi olmalarını, ıslah olmalarını isterler. Çünkü onların iyi olmaları, düzgün olmaları halinde aynı iyilik halka da sirayet etmektedir.

  Duada ikinci sırayı alanlar da komşulardır. Neden komşulara dua ettiğini de şöyle açıklıyor: "Çünkü ben komşularımın arasında yaşıyorum. Eğer komşularım iyi olurlarsa bana onlardan iyilik sirayet eder, ben de buralarda huzur bulurum. Eğer komşularım kötü olurlarsa bana o kötülük sirayet eder, ben de huzursuz olurum."

  Bu anlayış şahsını, nefsini, düşünme anlayışı değildir. Yüksek bir vatandaşlık duygusudur. Kültür seviyesi yükselmiş bir insanın duygusudur. Demek tabiin devrinde halk kültürü bugünkü üniversite kültürünün üzerine çıkmıştır. Ki sokaktaki insanlar kendilerini değil de evvela yöneticileri, komşuları düşünüyor, onların ıslah olmasını istiyor, "ben" değil de "biz" duygusunu benimsemiş oluyorlar.

  İmam-ı Gazali Hazretleri komşuyu anlatırken Ebû Müslim'in dua ettiği komşuları üçe ayırıyor. Öyle komşu var ki, ekmek gibi, su gibidir. Yani sen ona her zaman ihtiyaç duyarsın. İkinci tip bir komşu vardır ki, o da ilaç gibidir. Her zaman lazım olmaz, arada sırada lazım olur. Başvurduğun zaman hemen ihtiyacını karşılar, faydalı olur. Üçüncü tip bir komşu var ki, o da dert gibidir. Ondan uzak kalmak gerek. Yaklaşırsan sana dert isabet eder, ondan hastalık kaparsın.

  Ebû Müslim Havlanî'ye soruyorlar, diyorlar ki: "Bazı komşular dinî hayat yaşıyor, bazıları da yaşamasa bile başkalarına engel olma konusunda bir ısrarları yok. Ama bazıları var ki, hem kendi yaşamıyor, hem de çevresinde yaşatmak istemiyor. Bu durumda ne yapacağız?"

  Ebû Müslim onlara şöyle söylüyor: "Komşuyu ziyaret etmeyi dinimiz emretmektedir. Komşuyu ziyarete giderseniz dinin emriyle gittiğiniz o komşu size dinin aleyhinde bir tutum ve tavır içinde olursa, artık o komşuya tekrar gitme ihtiyacında olmazsınız."

  Demek ki, komşu hakkı vardır. Komşuyu ziyarete gideceğiz, komşuyla iyi diyalog içinde olacağız, fakat komşuya gidip de geri dönerken, mevcut olan dini duygularımızdan fire vermiş olarak dönüyorsak artık o komşuyu ziyaret mecburiyetinde olmayız.

  Bu Ebû Müslim Havlanî'nin çok güzel bir atı varmış. Atını tımar etmiş, üzerine eyerini vurmuş, bir yere gidecek: O sırada etrafına toplanmışlar. Herkes at hakkında bir şeyler söylüyor. Ebû Müslim Havlanî sorar: "Bu beğendiğiniz at neye yarar?"

  Birisi der ki: "Üzerine atlayıp cephelere cihada gitmeye yarar."

  Diğer birisi der ki: "Kaçan düşmanı kovalamaya yarar."

  Bir başkası der ki: "Yarışa çıkmaya yarar."

  Bu sefer onlar Ebû Müslim'e sorarlar: "Peki" derler, "Sence bu at neye yarar?"

  Ebû Müslim'in cevabı şu olur: "Bu at üzerine binilip de kötü komşudan kaçmaya yarar."

  Demek Ebû Müslim kötü komşudan bu kadar korkuyor, bu kadar uzak durma ihtiyacı duyuyor. Gerçekten atalarımız, "Evvela komşu bul, sonra ev al" demişler.

  Bu arada acaba Ebû Müslim komşular üzerinde neden bu kadar çok durmuş? Herhalde komşuları arasında dert gibi olanlar varmış ki onlardan ata binip kaçacak kadar bir ihtiyaç hissetmiş.

  Ebû Müslim Havlanî'nin bir hanımı varmış. Çok mütevazi, çok dindar, tasavvufun derinliklerinde bir hanımmış. Hatta namaz vakti gelince ikisi de abdest alır, Ebû Müslim kapıya doğru yönelirken, hanım "Allahu Ekber, Allahu Ekber" diye tekbirlerle Ebû Müslim'i camiye gönderirmiş. O camiye gidince de kendisi içeride namazını kılar ve Ebû Müslim camiden gelirken, o da kapıyı açar, yine tekbirlerle Ebû Müslim'i karşılarmış.

  Bir gün yine Ebû Müslim abdest alıp camiye doğru yönelince hanım yine tekbirle kapıya doğru koşar, onu tekbirle camiye yollar. Fakat Ebû Müslim camiden çıkıp da eve gelince her zamanki karşılamayı bulamaz. Kapı kapalı. Birisi kapıyı açıp da kendisini tekbirle içeri buyur etmiyor. Merak ediyor, kapıya vuruyor, neden sonra kapı açılıyor, ne tekbir var, ne de güler yüz.

  Şaşırıyor, "Hanım, hayrola, bir rahatsızlık mı var?" diyor.

  Hanım diyor ki: "Ben artık bu hayata razı değilim. Bıktım bu hayattan."

  "Niye bıktın? Senin bıkacak bir halin yoktu."

  "Senin halife Muaviye yanında çok itibarın varmış, sen halifeye, 'Ben çok fakir bir adamım, bana biraz yardım et' desen, halife sana para verirmiş. Hatta evine bir de hizmetçi gönderirmiş, evin döşemesini de değiştirirmiş. Ama sen halifeye gitmiyor, halini arzetmiyor, hiç ondan yardım istemiyormuşsun. Dolayısıyla beni böyle mütevazi bir hayata mahkum ettin. Onun için artık ben bu hayatı çekemiyorum" diyor, beklenmedik bir tavır gösteriyor.

  Ebû Müslim şaşırıyor, bu hanımda böyle bir duygu, düşünce yoktu. Nasıl oldu da bu duyguya girdi birdenbire. "Hanım," diyor, "sen nereden bildin benim halife Muaviye'nin yanında itibarım olduğunu, halifeden ne istesem vereceğini? Halbuki sen dışarı çıkmayan, böyle şeylerle meşgul olmayan, ehl-i hal bir hanımdın."

  Diyor ki: "Sen camiye gittiğinde komşunun hanımı geldi. Evimizdeki mütevazi döşemeye baktı, benim halime baktı ve bana bu fikirleri verdi."

  Ebû Müslim o zaman anlıyor ki, dert gibi bir komşusu varmış. Kendisi camiye gidince eve gelmiş, hanıma derdi zikretmiş.

  Ebû Müslim Havlanî'nin birinci hicret asrındaki bu anlayışını bugüne getirirsek, bizim tam ihtiyacımıza cevap verir. Ne demişti o: "Ben başta devlet idarecilerine dua ederim, çünkü onlar düzelirse, bütün millet düzelir. Sonra da komşularıma dua ederim. Ondan sonra kendime ve başkalarına dua ederim."

  Bugün biz devleti yönetenlerin düzelmesini istemiyor muyuz? Komşularımızın iyi olmasını, İslâmî hayat yaşamalarını istemiyor muyuz? Bugün bir toplantıya giderken veya evlerde bir toplantı tertip ederken, komşularda olmayıp da kendilerinde olan ne varsa hepsini dışarı çıkarıyorlar ve gelenlere müthiş bir lüks, müthiş bir aksesuar teşhir ediyorlar. Gelenler de bakıyorlar, eğer gördükleri şeyler kendilerinde yoksa dönüp giderken eminim ki üzüntülü gidiyorlar ve muhtemelen eve varınca da beylerini sıkıştırıyorlar.

  "Onlar da var da, bizde niye yok." Biz çok geriyiz, sen şunu almadın, bunu almadın" diye evlerinde bir huzursuzluk sebebi oluyorlar. Demek komşunun bu hali ekmek gibi, su gibi, ilaç gibi bir hal değildir. Belki dert gibi komşu olma işaretlerindendir. Bunun için çevremize tevazu örneği olmalıyız, lüks ve gösteriş örneği olmamalıyız. Hatta bize gelenler bizdeki mütevazi hayatı görüp de kendi evlerine gittiklerinde kendi hayatlarına küsmemeliler.

Kaynak: İslamı Yaşama Sanatı - Ahmet Şahin , Yeni Asya Yayınları
Hazırlayan: A.Kerim MELLEŞ | www.sumeyyediyari.com

Bu haber 1865 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Ailede İslamı Yaşama Sanatı

  • SÜLEYMANİYE CAMİİ VE MEDENİYET ÖRNEKLERİMİZ
  • MİMAR SİNAN'IN ŞAHSINDA ALLAH RIZASI
  • ÖLÜLER ALEYHİNDE KONUŞMAYINIZ
  • ALEVİ-SÜNNİ MESELESİ
  • DİL YARASI KILIÇ YARASINDAN YAMANDIR
  • ORUÇ TUTMAYANIN HALİ VE FÂSK-I MÜTECAHİR
  • HAYATIMIZI HEDER Mİ EDİYORUZ?
  • ÖLÜMDEN NEDEN KORKARIZ?
  • SAKATLAR SAĞLAM DÜŞÜNMELİ
  • ANA RAHMİ - MEZAR BENZERLİĞİ
  • ZENGİNLİK DE BİR İMTİHANDIR
  • MANEVİ ÇEVRE KİRLENMESİ VE İNSAN
  • İNSAN HAKLARININ KAYNAĞI İSLAMDIR
  • İLİM SAHİBİ GURURA KAPILIRSA NE OLUR?
  • KENDİNİ BÜYÜK GÖREN KÜÇÜLÜR
  • CUMA NAMAZI İZNİ
  • HERKES KENDİ HAYATINI YAŞAMAMALI
  • ALLAH BİZİM CENNETE GİTMEMİZİ İSTER
  • ALLAH KULUNA ZULMETMEZ
  • EN BÜYÜK ALLAH, BAŞKA BÜYÜK YOK
  • FELAKETLERİN EN BÜYÜĞÜ İMANSIZLIKTIR
  • MÜSLÜMAN AKILLI OLUR
  • DİNDAR TOPLUM VE YARDIMLAŞMA DUYGUSU
  • GEÇİM SIKINTISI ŞAHSİYETİMİZİ ZEDELEMEMELİ
  • "İYİ Kİ SİZİ DİNLEDİM"
  • KADIN GİYİMİNDE KARGAŞA
  • HAYIRLI AİLE NASIL OLUR?
  • AİLE İÇİNDE DELİ VELİ ROLÜ
  • İSLAMI YAŞAMADA ÇOCUK - EBEVEYN DİYALOĞU
  • BUGÜNÜN TERBİYE SİSTEMİ
  • EN İYİ YATIRIM, İNSANA YATIRIMDIR
  • YARA YAPMADAN TEDAVİ ETMEK
  • HANIMIN KABAHATİ VE İBADETİ
  • TEPKİ MÜSLÜMANI DEĞİL, ETKİ MÜSLÜMANI OLMAK
  • İSLAMA HİZMET İNSANA HİZMETTİR
  • SÖYLEYENE BAKMA, DİNLEYENE BAK
  • TAKDİM
  • Sezai Karakoç'un Kurban Bayramı Konuşması 2 Eylül 201713 Eylül 2017

    GÜZEL SÖZ (RESİMLİ)


    RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu


    Altyapı: MyDesign Haber Sistemi