SÜMEYYE DİYARI

ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

NAMAZ VAKTİ

FACEBOOK SAYFAMIZ

HANIMIN KABAHATİ VE İBADETİ

HANIMIN KABAHATİ VE İBADETİ

Tarih 11 Ağustos 2012, 18:33 Editör A.Kerim Melleş

Bir hanımefendi İslâm şuuruyla hayatına bakarsa, zengin bir din kültürüyle hayatını zinetlendirirse, kendi dünyasını İslâmî ölçülerle böyle güzelleştirirse bu hanımın ev hizmeti de ibadettir.

  İnsanlar neyi mühim görürlerse onun üzerine titrerler. Bazı insanların parası çok mühimdir, onun üzerine titrerler. Bazı insanların elbisesi çok mühimdir, onun üzerine titrerler, aman kirlenmesin derler. Bazı insanların makamları, mevkileri çok mühimdir, onun üzerine titrerler, aman elimden kaçmasın derler, her türlü yanlışı göze alıp, o makamı muhafaza için çalışırlar.

  Ama bütün bunların hepsinden de mühim olan maneviyatımızdır, dini hayatımızdır, dindarlığımızdır. Günahlardan uzak kalmak, sevaplarla, helallerle, İslâmî hizmetlerle iç içe, yüz yüze, kucak kucağa olmaktır. Onun için bizim üzerinde titreyeceğimiz en mühim şey, en öncelikli vasfımız dinî hayatımızdır. Günahların insanı zorlayacağı demlerde, dikkatimizin havailiğe çekileceği devrede kendimize daha çok çeki düzen vermek, dini hayatımız üzerinde daha çok dikkatli olmak mecburiyeti vardır.

  Bilhassa hanımlarda görülen bir giyim-kuşam anarşisi, hem o hanımların âhiretini yok ediyor, hem de teşhiri esas alan giyim kuşamlarıyla çevresindeki erkeklerin dikkatini çekmek suretiyle onları da günaha götürüyorlar. Bir bakıma günahlar tek olmaktan çıkıyor, kitlesel günah haline geliyor. Bir Hadis-i Şerifte şöyle buyuruluyor: "Ahir zamanda bir insan mü'min olarak kalkar, kafir olarak akşamlar. Mü'min olarak akşamlar, kafir olarak sabahlar."

  Yani insan öyle bir devreye girecek ki, tek başına bir günah işleyecek, fakat o günah tek başına olmaktan çıkacak, büyük kitlesel günah haline gelecek. Mesela, televizyona teşhirci bir kıyafetle çıkan hanım sadece tek başına bir teşhir günahı almıyor, kendini seyrettirdiği, tahrik ettiği, günaha sevkettiği kitlelerin tümünün de günahını yükleniyor. Dolayısıyla bugünkü devrede günahlar teklikten çıkmış, kitlesel günah haline gelmiştir. Böyle devrelerde çok dikkatli olmak, tedbirli olmak gerekiyor, nefse, şeytana prim vermemek gerekiyor. Dini hayatımızın üzerine titrememiz icap ediyor.

  Bizleri ayakta tutan dini değerlerimiz, günah sevap, haram helal inancımızdır. Helali haramı tanıyan, günahı sevabı mühimseyen insanlar çevrenin kötülüklerinden, asrın fitnelerinden kendini koruyabiliyorlar. Ama günahı sevabı tanımıyor, haramı helali düşünmüyorsa, Cenneti Cehennemi kaile almıyorsa, hayatının hudutlarını kaldırmış oluyor. O zaman aile içinde kendisi de mesut olamıyor, aile fertlerini de bedbahtlığa itiyor, çünkü aile bağı çözülüyor, sadakat yara alıyor.

  Size Cennet hanımlarının efendisi diye geçen Fatıma Validemizden bahsedeyim. Fatıma Validemizden bahsederken Efendimizin konunun içinde olmaması mümkün değildir. Çünkü Fatıma Validemiz, Efendimizin (a.s.m.) biricik kızıdır, nesli ondan devam etmiştir. Fatıma Validemizle Efendimiz (a.s.m.) arasında geçen iki olaydan söz etmek istiyorum. Biri bizi korkutan, biri de sevindiren iki olay. Bu iki olayı düşünürken birisi bize korku veriyor, dikkate sevkediyor. Bir diğeri de ümit veriyor, şevk veriyor, daha doğrusu Kur'ân-ı Kerimin bir ayetini bize hatırlatmış oluyor. "Hem korkutucu ol, hem müjdeleyici ol."

  Önce tesettürsüz, dini hayatı tanımayan, Cenneti Cehennemi bilmeyen, günahı sevabı düşünmeyen, nefsinin ve şeytanın esiri olmuş, Batı telkini ve ahlakı içerisinde hayatını sürdüren hanımlara hitap eden birinci meseleyi arzetmek istiyorum.

  Fatıma Validemiz, Efendimizin (a.s.m.) biricik kızıdır ve Hz. Ali (r.a.) ile evlidir. Efendimiz (a.s.m.) kızını Hz. Ali'ye gönderirken ona şu nasihatte bulunuyor: "Kızım, sen kocana cariye ol ki, o da sana kölelik etsin."

  Yani, sen kocana ev içinde itaat et, sadık ol, hizmet et ki, o da sana ev dışında köle gibi hizmet etsin, sana baksın, senin isteklerini yerine getirsin. Bu şu demektir: Karı koca arasında iş bölümü vardır. Dahilde hanımefendi, hariçte beyefendi çalışacaktır.

  İşte Fatıma Validemiz Hz. Ali (r.a.) ile bu anlayış içerisinde evliliğini sürdürüyor. Zaman zaman Hz. Ali ile Fatıma Validemiz, Efendimizi (a.s.m.) ziyarete geliyorlar. Zaman zaman da Efendimiz, damadı Hz. Ali'yle kızı Fâtıma'yı ziyarete geliyor. İşte bu karşılıklı ziyarete gelişlerden birini arzediyoruz.

  Birgün Hz. Ali (r.a.) Fatıma Validemizi de yanına alıyor, Efendimizi (a.s.m.) ziyarete geliyorlar. Efendimizin (a.s.m.) hücre-i saadetine girdikleri zaman Efendimizin (a.s.m.) gözyaşları içerisinde ağladığını görüyorlar. Pırıl pırıl gözyaşı döken Efendimiz (a.s.m.) misafirlerine "Hoş geldiniz" diyor, onları bir köşeye oturtuyor, ama kendisi de hıçkırıklar içerisinde ağlamaya devam ediyor. Neden sonra Efendimiz (a.s.m.) teskin oluyor ve Hz. Ali ile Fatıma Validemiz de müteessir olarak Efendimizin (a.s.m.) bu halinden etkileniyorlar ve niçin ağladığını öğrenmek istiyorlar.

  Diyorlar ki, "Ya Resulallah, sizin böyle devamlı gözyaşı dökmenize sebep nedir? Sizi bu kadar duygulandıran şey nedir?"

  Biliyorsunuz, Efendimiz (a.s.m.) Mekke'deyken Miraca çıkmıştı. Miraçta Cenneti ve Cehennemi de gezmişti. Cennet ve Cehennemde istikbalde ümmetinin yaşayacağı haller Efendimize (a.s.m.) birer film şeridi gibi gösterilmişti. Ve Cehenneme bakarken oradaki hanımların durumunu görmüştü.

  Efendimizin (a.s.m.) cevabı şu oluyor: "Kızım, Miraçtayken Rabbim bana Cehennemi gösterdi. Cehennemde ümmetimin azap gören hanımlarını gördüm. O hanımların azaplarını şu anda hatırladım. Gözyaşı döktüren ümmetimin o hanımlarının azaplarıdır."

  Fatıma Validemiz, Efendimizi (a.s.m.) ağlatan bu olayı merak eder. Der ki: "Babacığım, acaba seni şu anda bile ağlatan azaplar neydi? O hanımlar nasıl bir azap görüyorlardı?" Efendimiz (a.s.m.) o zaman şöyle der:

  "Kızım Fatıma, bir hanım gördüm, saçlarından asılıydı. Bir hanım gördüm, o da dilinden asılıydı. Bir hanım gördüm, o da göğsünden asılıydı. Bir hanım gördüm, o da ayaklarından asılıydı. Bir hanım gördüm, onun da gövdesi kadın, fakat başı hınzır başı gibiydi. Bir hanım gördüm, onun da ağzından nefes çıkarken, hava yerine ateş çıkarıyordu. Sanki karnı ateş dolmuş da dışarıya ateş kusuyordu."

  Efendimizin (a.s.m.) böyle haber vermesi üzerine Fatıma Validemiz de etkilenir, o da gözyaşı döküp ağlamaya başlar ve der ki: "Babacığım, bu saydığınız hanımların günahları neymiş ki, böyle azap çekiyorlardı?"

  "Kızım, ümmetimin hanımlarının bu hali beni çok üzdü. Şimdi onların günahlarını söyleyeyim de ümmetimin hanımları bu olayları bilsinler ve bu hallere düşmesinler.

  "Dilinden asılı olan kadın var ya, bu hanım dilini kılıç gibi kullanıyordu. Kocasına ve komşularına karşı dili bir kılıç gibiydi, ya da bir yılan gibiydi. Konuştuğu zaman kılıç gibi keser veya yılan gibi sokardı. Diline sahip olmazdı, ağır ve yıkıcı konuşurdu.

  "Saçlarından asılı olan kadın ise, günahını saçlarıyla işlemişti. İnsan günahı hangi şeyle işlerse, cezası da o şeyle olur. Onun Cehenneme düşme sebeplerinden biri de saçlarıdır. Tesettüre almadığı saçlarını cazip hale getirmiş, tahrik için kullanmıştır.

  "Göğsünden asılı olan hanım ise, göğsünü açık tutmuş, tesettüre almamış, çevreyi tahrik etmiş, onu silah olarak kullanmış, nikahlısının dışındakilere göstermiş, onların günaha girmesine sebep olmuştur.

  "Ayaklarından asılı hanım ise, cünüp, gusülsüz gezmiştir. Halbuki gusül kendisine farz olan bir kimse, bir namaz vaktini geçirecek kadar cünüp gezemez.

  "Vücudu kadın vücudu, ama başı hınzır başı olan hanımın azabının sebebi de, dünyada komşuyu komşuya takmak için devamlı yalan söylemesidir. İşi gücü birini diğerine takmak, bunun için de yalanı kendisine malzeme edinmek, birinden laf alıp öbürüne getirmektir.

  "Ağzından hep ateş kusan hanımın azap sebebi de, rekabettir. 'Falan da bu var, bende yok' rekabetidir. Haline şükretmesi gerekirken 'Onlarda var da, bende niye yok?' duygusu, hasetlik, çekememezlik duygusudur. Ya bende de olacak, ya onlarda da olmayacak düşüncesidir. Kısmetine razı olmayıp, şikâyet etmesi, huzursuzluk çıkarmasıdır. Burada kinle, hasetle başkalarını çekemez halde nefes alması, âhirette o duygusunu içinden dışarıya alevler şeklinde kusmasını netice vermektedir."

  Efendimiz (a.s.m.) Fatıma Validemize gözyaşı sebeplerini böyle anlattıktan sonra ümmetinin hanımlarına da bu olayları anlatmasını ve o azapları netice verecek hal ve hareketlerden uzak kalmalarını ister.

  Bir gün de Efendimiz (a.s.m.) kalkıyor, kızı Fatıma'nın evine geliyor. Eve girdiğinde görüyor ki, Fatıma Validemiz oturmuş elinde beyinin elbisenin söküğünü dikiyor. Ayağıyla da Hz. Hasan'ın beşiğini sallıyor, ağzıyla da Kur'ân-ı Kerim okuyor. Bu haldeyken Efendimiz (a.s.m.) içeri girinci hemen Fatıma Validemiz, "Buyur Babacağım" diye ayağa kalkıyor.

  Ama Efendimiz (a.s.m.), "Kalkma kızım, otur otur" diyor, ısrar ediyor, ama Fatıma Valedimiz ayağa kalkıyor. Efendimiz (a.s.m.) buna rağmen, "Keşke otursaydın" diye ısrar edince, Fatıma Validemiz de merak ediyor: "Babacığım, sen gelirsin de ben sana ayağa kalkmaz olur muyum? Niye otursaydım ki?"

  Efendimiz (a.s.m.), Fatıma'nın oturma sebebini şöyle anlatır: "Kızım, hanımlar çok bahtiyardırlar, mesutturlar, kazançlıdırlar. Ben kapıdan içeri girdiğim zaman buranın meleklerle dolu olduğunu gördüm."

  "Babacığım, bu kadar melek niçin gelmiş buraya?"

  "Herbirisi de bir başka sebepten gelmişti senin evine. Sen elinle kocanın elbisesinin yırtığını dikiyorsun, hizmet ediyorsun, işte meleklerin bir kısmı senin kocana hizmet edişinden dolayı gelmişlerdi. Bir hanımın gönül rızasıyla kocasına hizmet etmesi meleklerin tebrik edeceği bir ibadettir.

  "Diğer bir kısmı da elinle kocanın elbisesini dikerken, ayağınla da oğlunun beşiğini sallıyordun. Bir hanımın çocuğuna bakması, isteyerek, severek, şefkatle, sevgiyle hizmet etmesi meleklerin gelip seyredebileceği bir hizmettir. Meleklerin bir kısmı da oğlun Hasan'ın beşiğini salladığın için gelmişlerdi.

  "Diğer bir kısmı da, sen ağzınla da boş durmuyor, Kur'ân-ı Kerim okuyordun. İşte büyük bir kısmı da senin okuduğun Kur'ân-ı Kerimi dinlemek için gelmişlerdi" diyor ve ilave ediyor:

  "Kızım, hanımlar çok şanslıdırlar. Eğer niyetlerini düzeltirlerse, eğer duygularını düzeltirlerse, eğer bu saydığım hizmetleri şuurla, ibadet kasdıyla yaparlarsa, onların yaptığı bütün işler ibadet yerine geçer."

  Bir hanımefendi İslâm şuuruyla hayatına bakarsa, zengin bir din kültürüyle hayatını zinetlendirirse, kendi dünyasını İslâmî ölçülerle böyle güzelleştirirse bu hanımın ev hizmeti de ibadettir. Daha doğrusu hanımların Cennete gitmeleri beylere nisbetle daha öncelikli, daha kolaydır. Bu da hanımlar için çok sevindirici, memnuniyet verici bir müjdedir.

Kaynak: İslamı Yaşama Sanatı - Ahmet Şahin , Yeni Asya Yayınları
Hazırlayan: A.Kerim MELLEŞ | www.sumeyyediyari.com

Bu haber 2682 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Ailede İslamı Yaşama Sanatı

  • SÜLEYMANİYE CAMİİ VE MEDENİYET ÖRNEKLERİMİZ
  • MİMAR SİNAN'IN ŞAHSINDA ALLAH RIZASI
  • ÖLÜLER ALEYHİNDE KONUŞMAYINIZ
  • ALEVİ-SÜNNİ MESELESİ
  • DİL YARASI KILIÇ YARASINDAN YAMANDIR
  • ORUÇ TUTMAYANIN HALİ VE FÂSK-I MÜTECAHİR
  • HAYATIMIZI HEDER Mİ EDİYORUZ?
  • ÖLÜMDEN NEDEN KORKARIZ?
  • SAKATLAR SAĞLAM DÜŞÜNMELİ
  • ANA RAHMİ - MEZAR BENZERLİĞİ
  • ZENGİNLİK DE BİR İMTİHANDIR
  • MANEVİ ÇEVRE KİRLENMESİ VE İNSAN
  • İNSAN HAKLARININ KAYNAĞI İSLAMDIR
  • İLİM SAHİBİ GURURA KAPILIRSA NE OLUR?
  • KENDİNİ BÜYÜK GÖREN KÜÇÜLÜR
  • CUMA NAMAZI İZNİ
  • HERKES KENDİ HAYATINI YAŞAMAMALI
  • ALLAH BİZİM CENNETE GİTMEMİZİ İSTER
  • ALLAH KULUNA ZULMETMEZ
  • EN BÜYÜK ALLAH, BAŞKA BÜYÜK YOK
  • FELAKETLERİN EN BÜYÜĞÜ İMANSIZLIKTIR
  • MÜSLÜMAN AKILLI OLUR
  • HİCRET ASRINDAN GÜNÜMÜZE KOMŞU İLİŞKİLERİ
  • DİNDAR TOPLUM VE YARDIMLAŞMA DUYGUSU
  • GEÇİM SIKINTISI ŞAHSİYETİMİZİ ZEDELEMEMELİ
  • "İYİ Kİ SİZİ DİNLEDİM"
  • KADIN GİYİMİNDE KARGAŞA
  • HAYIRLI AİLE NASIL OLUR?
  • AİLE İÇİNDE DELİ VELİ ROLÜ
  • İSLAMI YAŞAMADA ÇOCUK - EBEVEYN DİYALOĞU
  • BUGÜNÜN TERBİYE SİSTEMİ
  • EN İYİ YATIRIM, İNSANA YATIRIMDIR
  • YARA YAPMADAN TEDAVİ ETMEK
  • TEPKİ MÜSLÜMANI DEĞİL, ETKİ MÜSLÜMANI OLMAK
  • İSLAMA HİZMET İNSANA HİZMETTİR
  • SÖYLEYENE BAKMA, DİNLEYENE BAK
  • TAKDİM
  • Sezai Karakoç'un Kurban Bayramı Konuşması 2 Eylül 201713 Eylül 2017

    GÜZEL SÖZ (RESİMLİ)


    RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu


    Altyapı: MyDesign Haber Sistemi